
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Asker Sözü

Zlatan

Kafan Güzel Mi Leonardo?

Milan için geçen sezon hayal kırıklığıydı. Şampiyonlar Ligi’ndeki başarılar hatırına yıllarca takımın başında kalan Ancelotti, iki sene üst üste bu arenada da final görmeyi başaramayınca Milan’la yollarını ayırdı. Geçtiğimiz gün Amerika’da oynanan Inter-Milan maçının 90 dakikasını izleme fırsatı buldum. Inter oyunu istediği gibi dikte ederek rahatlıkla galibiyeti ulaştı, ki onlarla ilgili bir yazı da gelecek fırsat olduğu zaman. Milan ise, abartısız bir şekilde söylüyorum ki rezaletti. Hazırlık maçları karar vermek için erken ve yanıltıcı olabiliyor her zaman tabii, ama her iki takımın da ideal 11’ine yakın kadrolarla sahaya çıktığını söylemek lazım. Eski futbolcuları Leonardo’yu teknik direktörlüğe getirerek Barcelona özentisi oldukları yönünde dalgaya alınan Rosseneri, sahada da Ferguson özentisi bir taktikle sahadaydı. İleride Pato ve Borriello görev yapıyordu ama ileride olmakla pek alakaları yoktu. İkisi de sık sık geriye gelip top alma çabasındaydı ve top orta sahada Pato’nun ayağındayken ceza sahası içinde haliyle tek bir Milan’lı oyuncu dahi bulunmuyordu, oraya koskoca 90 dakikada 3-4 defa girebildiler, onlarda da kabus gibi çöktü Inter defansı üzerlerine. Pato, belki bir Rooney görevi görebilir, her ne kadar fizik olarak ondan daha zayıf olsa da, ama Leonardo elinde bir Cristiano Ronaldo’su olmadığını unutmamalı. Ronaldinho’nun ölmüş futbolu üzerine de söylenecek çok şey var ama hepsi birer tekrar olacak, gerek yok.
Milan’ın transferde çektiği sıkıntı herkesin malumu. Kimle ilgilenseler alamadılar. 28 yaşına gelmiş ve kariyerinde Dünya çapında bir kulüpte forma giymemiş olan Sevilla’nın forveti Luis Fabiano’ya 20 milyonu vermekten çekiniyorlar. Ama o transferi bir an önce bitirseler iyi ederler, zira Amerika’da görüldü ki çok yetersiz bir forvet hattına sahip Milan ve Luis Fabiano veya o tarzdaki bir striker oyuncuya çok acil şekilde ihtiyaçları var. Başkan Berlusconi açıklama yapmış, tecrübeli oyuncuların çok pahalı olduğunu, genç oyunculara yönelmelerinin onlar için daha doğru olacağını söylemiş. Luis Fabiano bir ihtiyaç, genç bir oyuncu değil ama yaşlı da diyemeyiz. Ama Milan’ın bir gençleşme operasyonuna gitmesi gerektiğini de söylemeden edemiyorum 24551. kez. Luis Fabiano gibi bir adam transfer edilip yanında Borriello ve Pato’yla gayet diri forvet hattı elde edilebilir. Aynı şekilde artık kaşarlaşma evresini bile geride bırakmış kaleci Kalac, Favalli, Zambrotta, Jankulovski, Nesta gibi isimlerle de yolların ayrılması gerekiyor. Buna rağmen başkan Berlusconi’ye karşılık gelmiş Leonardo’dan; “tecrübeli futbolculara ihtiyacımız var” şeklinde. Gözün doysun Leonardo tepkisini verdikten sonra, Milan’ın kadrosundaki oyuncuların yaşlarını tek tek yazan ve sonuna da takımın yaş ortalamasını koyan 25313. kişi olma şerefine nail olmak istiyorum.
Dida 35, Kaladze 31, Flamini 25, Pato 19, Gattuso 31, Inzaghi 35, Seedorf 33, Abbiati 32, Nesta 33, Onyewu 27, Zambrotta 32, Kalac 36, Jankulovski 32, Favalli 37, Abate 22, Pirlo 30, Borriello 27, Ambrosini 32, Bonera 28, Thiago Silva 24, Oddo 33, Antonini 26, Ronaldino 29.
Yaş ortalaması: 30
Hani 39’luk Leonardo koysak sırıtmaz. Gayet ciddiyim, şaka falan da yapmıyorum…
Yok Artık Ebesinin Ali Sami - 1

Bilmiyorum, başlık biraz kaba olmuş olabilir. Ama biraz sonra anlatacağım olayı okuduğumda verdiğim ilk tepki buydu ve bu tip haberlerle sık sık karşılaştığımız için devamının da gelme ihtimalini göz önüne alıp bir seri başlatalım dedik. Hikayemiz şu:
Kahramanımız Emily Horne eski bir manken ve porno yıldızı. Hemen google’dan ismini aratmaya kalkışmayın, yapacak olanlar var zira, biliyorum. Siz uğraşmayasınız diye ben arattım efendim, tek çıkan şey bizim anlatacağımız hikaye, görsellerde de umut vaat eden şeyler yok ne yazık ki. Neyse, ipin ucu kaçmadan geri dönelim. Emily Horne, ilk olarak 18 yaşında evleniyor. 3 yıl sonra, henüz ilk kocasından boşanmamışken bir kez daha evleniyor. Çok değil, aradan sadece 1 sene geçiyor, 2 kocası olan Horne 3. defa evleniyor. Dördüncü kez bir daha evleniyor ve 2002’de yasa dışı evlilik yaptığı gerekçesiyle 6 ay hapis cezası alıyor. Doymuyor, 2007’de 5. kez evleniyor. Tabii bu noktaya kadar kocalardan birinin durumu fark etmemesi ilginç. Hanımefendiyi de tebrik etmek lazım, helal olsun, böyle katakulli yapmak her yiğidin harcı değil. Son eşiyle evliyken durum çakılıyor ancak. Yaptırımı ne olmuş, nasıl bir ceza almış, onu bilemiyorum ama ben tam bunları düşünürken alttan gözüme çarpan okuyucu yorumu beni yarmayı başarıyor; “porno yıldızı, 5 koca, 18 yaşında evlilik… bu kadar yükü nasıl taşımış gerçekten ilginç…”…..
Kolo Toure City'de

27 Temmuz 2009 Pazartesi
Yeni Formalar
Güzel mi? Pek sayılmaz. Güzel olup olmaması büyük bir önem teşkil ediyor mu? Bence hayır. 18 Temmuz 2009 Cumartesi
Tobol Maçı Üzerine

Rıdvan Dilmen, hatırladığım kadarıyla geçen seneki Panionios maçında da, ilk yarı 0-0 bitince, "Hakan Şükür" diye tutturmuştu. Evet, Hakan girdi ve oyun büyük ölçüde değişti, ama sadece bunu söylemek değil yorumculuk. Sadece Rıdvan değil, izleyen milyonlarca kişi de farkında Arda ve Baros girince Galatasaray'ın bu maçtan en azından beraberlik çıkaracağının. Rıdvan Dilmen futbolu sever, güzel tespitleri de vardır ama maalesef tekrarcı bir kişilik yapısına sahiptir ve her ne kadar söylediklerine hak verseniz de, bir yerden sonra "illallah" dersiniz.
Ayrıca, bundan da önemlisi, tespit ettiğim kadarıyla, kendisi hiç mi hiç gündemi, medyayı takip etmiyor. Tamam, girip internetten uzun uzun makaleler okuyup, Tobol takımının wikipedia'sını ezberleyip gelsin demiyorum (aslında yapılması gereken bu ya, neyse), ama orada maçı yorumlayacak olan kişi, "Keita'yla Kewell nerde Ercan ya?" diye bir soru sormamalıdır bana göre.
Bunun dışında... Dünkü maç için taktik-teknik özelinde konuşulacak zerre kadar şey yoktu ortada. Ortada futbol falan yoktu zira. Millet de haliyle, yine bazı takıntılarıyla uğraştı. Sabri gibi, Yaser gibi... Hadi, Sabri'yi anlarım, adam kanser gibi takıma yapıştı da, Yaser'i kiralık gönderelim, satalım demek nedir ya? Galatasaray'ın sisteminde açık pozisyonunda kullanacağı en önemli adamlardan ve elindeki az olan alternatiflerinden biri Yaser. "Arda'dan iyi olacak Aydın" ve Kewell, bence ileri üçlünün açığı olmaktan çok uzakta. Aydın, hiçbirin yerin açığı olamaz ya, neyse. Kewell'ı da oynadıkça göreceğiz diye düşünüyorum. Bilmiyorum, tabii ki yanılabilirim ama Kewell'dan geçen seneki kadar verim alınmasını beklemiyorum, hem sisteme olan uygunluğu, hem ilerleyen yaşı, hem de yaşadığı sağlık sorunları sebebiyle. Tabii, bu hala Kewell'ın, çok iyi bir rotasyon oyuncusu olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Yaser demiştik... Evet, dün o da kötüydü de, dün kim iyiydi, onu söylesin önce Yaser'e kötü diyenler. İnsan, "Yaser'i gönderin, çöp herif" demeden önce biraz hazırlık maçlarını falan izler ya, ayıptır. Bu adam, manşetlere konu olan Emre Çolak'la birlikte - hatta bana göre onun yarım adım önünde - hazırlık kampının en iyi adamıydı. Bu kadar kolay mı silmek?
Bu futbol geçen senenin ilk resmi maçında oynanasaydı - ki oynandı Steaua Bükreş'e karşı ve berabere sonuçlandı o maç, aynı bugün olduğu gibi - ve maçtan sonra "beraberlik iyidir" diyen teknik direktör Skibbe olsaydı - ki geçen sene oldu Ankaraspor deplasmanından sonra - kimbilir, şu an neler yaşıyorduk. Adamı, ciddi ciddi Steaua Bükreş maçından sonra yollayanlar vardı, şaka gibi. Bugün? Tabii, kolay değil o kadar Rijkaard'a sallamak, yüklen yüklenebildiğin kadar futbolculara. Sonra da de, "biz Rijkaard'a kızmıyoruz, ona sabredeceğiz, biz bu ruhsuz gençlere sabredemiyoruz, defolsunlar gitsinler"... Oldu. Sen, eğer Rijkaard'ı savunuyorsan, onun taktiğini savunmakla kalmayacaksın, futbolcularını da savunacaksın. En azından sabredeceksin. Eleştirilmeyi hak eden eleştirilir, ismi Sabri de olsa, Rijkaard da olsa.
Son olarak. Bugün ağızlarını açıp Rijkaard'a tek kelime etmeyen-edemeyen insanlar, birkaç ay sonra onun da bizler gibi insan olduğunu görecek, hafiften geçen seneki muameleye başlayacaklar, hiç merak edilmesin.
10 Temmuz 2009 Cuma
Irakli Labadze
Wimbledon 2001'de 4. turda oynanan efsanevi Federer-Sampras maçını indirdim geçen gün. Maksat hafızayı temizlemek. Yayın, Amerika'nın NBC ve bir Alman kanalından mix edilmiş. Sanırım, NBC kanalı ara ara diğer maçlara da dönüyordu o sırada oynanan, o yüzden Alman kanalı olayına girmiş maçı upload eden kişi. Bu arada Alman kanalı olup olmadığından emin değilim, zira herhangi bir logo yok ekranda, sadece spikerin Almanca konuşması sebebiyle bir yargıda bulundum, İsveçre kanalı da olabilir pek tabii.26 Haziran 2009 Cuma
The Big Shaqalier
Valla bu yaz iyi takas yaptı müdür. Malumunuz draft öncesi takımlar kaderlerini etkileyebilecekleri çok önemli takaslara imza attılar. Jefferson'ın çer&çöp karşılığında Duncan'ın kanatları altına girmesi, Miller ve Foye'un başkente gitmesi, Otis Smith'in bana göre hatalı bir karar alarak Carter'ı Florida'ya getirmesi, hepsi çok önemli şüphesiz. Bunlardan uzun uzadıya bahsetmeyeceğim, zaten kulübe arkadaşım Mesut bahsetmişti, okumayanları şuraya alalım efendim. Neyse, bizim konumuz Shaq - Cleveland takası, ordan ilerleyelim. Pavlovic, Big Ben, 2009 Draftı 46. sırası ve 500 bin dolar verdik kocaoğlan için, iyi anlaşma.Öncelikle yüzük yolunda çok önemli takviye bana göre. Takas kesinleştikten sonra "Shaq'ın ölüsü yeter aaabi" diyenlerdendim. Gerçekten de bizimkilerin özellikle playofflarda ayyuka çıkan pota altı üretim sorununu görünce her türlü pozitif bir etki sağlayacaktır takıma diyebiliyorum. Savunmada da koca cüssesiyle her zaman Howard dahil herkesin arkasında kalabilir, o da çok önemli tabi. Bu arada zaten derin olan pota altı rotasyonumuz daha da zenginleşti Shaqtus'un gelişiyle, Varajeo'yu da tutacaktır Dan Gilbert. Joe Smith'in takımdan ayrılacağını öngörürsek takımda şu anda en önemli eksik PF pozisyonunda gözüküyor. Alıştığımız üzere yeniden yapılanmaya giren Bucks'dan Charlie V gelirse iyi iş yapmış oluruz, kendisi de dünden hazır zaten...
Milliyet'ten İnciler
Öyle farklı, dehşet verici, yeni şeyler yazmayacağım. Alıştığımız klasik sapıtmalardan biri daha gelmiş Milliyet'ten. Normalde bu tarz şeyler hakkında yazmayı sevmem, herkes bu konudan şikayetçi ve yeterince değiniliyor zaten konuya ama değişen bir şey olmadığı ortada. Lakin, biraz önce NTV Spor'daki "7/9" programını izlerken tanıklık ettiğim bir haber üzerine, aynı haberi Milliyet'in kendi sitesinden okumak üzere bilgisayarın başına geçtim. Gazetede ve sitede verilen haberin başlığı aynı olmasına rağmen, iki haber arasında bazı farklılar vardı. Neyse, o sırada yan bölümde Rıdvan Dilmen'in "Cruzeiro favorim" ve Ercan Güven'in "Fenerbahçe: 1 Galatasaray: 0" başlıklı yazıları dikkatimi çekti. Yani, yazı dikkatimi çekmedi tabii de; başlıkların ilginçliğine dayanan bir merakla tıklayıp okudum ikisini de.
Son haber de Frank Rijkaard ile alakalıydı ki, eksikliği hissediliyordu bir şeylerin, acaba nedir diye düşünürken, cevap niteliğinde geldi adeta. Haberin linki şurada var ama izlediğim programda haberin gazeteye yazılış şekli asıl insanı hayrete düşüren şey. Rijkaard, oyuncuların pestilini çıkartmış, 1.5 saat ara vermeden çalışılmış, Rijkaard orta sahaya gelip vurduğu 10 şutun 5'ini gole çevirip oyuncularına nasıl topa vurulacağını göstermiş, Skibbe döneminde 10 dakika olan su molaları 1 dakikaya indirilmiş ve tabiiiii, Rijkaard, idmanı sık sık durdurarak oyuncularına talimat yağdırmış... Ne diyelim, umarım geçen sezonun başında Aragones takımı çok iyi çalıştırıyor diyen Fenerbahçeli futbolcuların sezon sonunda "Aragones'le oyuncular arasında bir uyuşmazlık vardı, arada bir bağ kuramadı" senaryosu, bu sefer Galatasaray'da gerçekleşmez. Ama olsun be, varsın küme düşsün takım, yeter ki oyuncuların pestili çıksın! İşin şakası bir yana, şu gerçeği de biliyoruz ki, bu haberleri okuyunca yüzünde hunharca bir gülümseme oluşan az insan da yok değil bu ülkede. Artık yapımızdan mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama çok zevk alıyoruz böyle işlerden. "Eti senin kemiği benim hocam, ehehe mehehe" mentalitesinin yıllardan beri süre gelen bir devamı olsa gerek...25 Haziran 2009 Perşembe
İspanya 0-2 ABD

Bu geceki maça yönelik en büyük övgüler elbette Bob Bradley'e gidecek. 35 maçtır mağlup edilemeyen ve 15 maçtır beraberlik bile tatmayan İspanya'nın nasıl mağlup edileceğinin şifresini ortaya koydu. Dünya üzerinde Messi ve Cristiano Ronaldo da dahil olmak üzere hiçbir futbolcu durdurulamaz değil. Aynı şekilde, şu an "en iyi" olarak gösterilen Barcelona ve İspanya Milli Takımı da... Şampiyonlar Ligi Yarı Finali'nde Guus Hiddink ve Chelsea takımı, Barcelona'ya tüm sezon yaptıklarının hiçbirini yapmasına imkan vermedi Camp Nou ve Stamford Bridge'de. Dakikalar 91'i gösterirken, Barcelona teknik direktörü Pep Guardiola, Guus Hiddink'in yanına gelip sırtını sıvazlamış ve bir nevi Roma'daki finale aldıkları bilet için, onu ve takımını tebrik etmişti. Hikayenin geri kalanını biliyorsunuz... Bugünkü İspanya-ABD maçı, o günkü Chelsea-Barcelona maçından biraz daha farklıydı. O günkü Chelsea, neredeyse gol için fırsat dahi vermemişti Barcelona'ya, ama birileri istemişti Barcelona'nın o golü atmasını. Bu gece, bundan farklı olarak sayısız fırsat yakaladı İspanya -sayısız fırsat yakalamaya çok yaklaştı da denilebilir aslına bakılırsa-. Her ne kadar doğru taktik hamleleri yapmış olsanız ve doğru bir 11, doğru bir diziliş tercih etmişseniz de, elinizde genç ve takım olgusunu tam olarak kavrayamamış futbolcu yığını mevcut.
87. dakikada direk kırmızı kartla oyun dışı kaldı teknik direktör Bob Bradley'nin oğlu ve saha içinde Amerika'nın Landon Donovan ile birlikte iki komutanından biri olan Michael Bradley. Son derece haksız bir karardı bana göre. Her şeyi bir kenarı bırakıyorum, rakibine önden, rakibi topla oynarken kayan bir oyuncunun, rakibinin topu ayağından çıkarmasıyla, rakibinin ayağına girmesi kırmızı kartı -üstelik direk- hak ettiren bir cinsten hareket midir? Amerika'nın bu turnuvada geride kalan 3 maçta gördüğü 2 kırmızı kart, belki hakemlerin gözünde kötü bir imaj bırakmış olabilir; ama bu asla önyargıya sebep olmamalı. Dünya'daki en nefret edilecesi şeylerden biri olan önyargı, futbolda, özellikle hakemlere bulaşmamalı. Zira, bu önyargının ne gibi sonuçlara sebep açabildiğini, ülkemizdeki Marcio (Mert) Nobre ve Cassio Lincoln örneklerinde çok net bir biçimde gördük biz. En azından, ülkemizin dışına taşmasın istiyoruz... Çok mu şey istiyoruz?..24 Haziran 2009 Çarşamba
Transfer Haberleri #1
Sezonun sona ermesinin ardından birkaç hafta sakin geçti ama son birkaç gün içerisinde bombalar patlamaya başladı. Bu post sadece basketboldaki transferler üzerine olacak, onu da belirteyim önden... 2009 NBA Drafti yarın gece, haliyle takaslar gelmeye başlıyor yavaş yavaş. Dün gecenin ilk takası San Antonio Spurs ile Milwaukee Bucks arasında gerçekleşti. Spurs, Richard Jefferson'u kadrosuna katarken Milwaukee'ye Kurt Thomas, Fabricio Oberto ve Bruce Bowen gibi gereksiz adamları sokuşturdu. Bucks cephesinde amaç cap boşaltıp FA pazarından yıldızlar kapabilmek ve bütçeyi rahatlatabilmek tabii. Hatta resmileşen bu takasın dışında Andrew Bogut ve Michael Redd'i de Antonio Daniels, Morris Peterson, Lou Williams ve Samuel Dalembert gibi çöplere karşılık yollanacağını yazdı ESPN bu sabah. Lou Williams'ı bu dörtlüden ayırmak gerekiyor ancak, haksızlık etmeyelim kendisine... Bucks'ın bu takasta aldığı oyuncuların kontratı 2 yıl içinde bitiyor ama takas bununla sınır kalmadı. Oberto'yu aldıkları gibi Detroit'e postaladılar Amir karşılığında. Amir kötü bir uzun değil asla, ama buradaki amacı anlamak biraz zor. Şu an 15 milyonluk bir boşluk oluştu Bucks'ın cap'inde, Villanueva ile de kontrat yenilenmez muhtemelen, Ramon Sessions'ın kontratını uzatırlar, Ersan'ı da geri alırlar, ki en mantıklısı bu gibi duruyor.
Gecenin diğer takası Minnesota Timberwolves ile Washington Wizards arasında gerçekleşti. Wolves, Foye ve Miller'ı başkente yollarken karşılığında Etan Thomas, Darius Songaila, Oleksiy Pecherov ve 5. sıra hakkını aldı. Wizards elindeki çer çöpten kurtulurken aynı zamanda Foye ve Miller gibi guard rotasyonuna çok büyük katkı yapabilecek iki adamı getirdi. Arenas, Butler, Jamison, Haywood, Stevenson gibi sağlam adamlar var zaten elde. 4-5 numarada sıkıntı yaşanabilir bir ihtimal, dış rotasyonuna göre biraz daha zayıf kaldı o taraf ama 1 ve 2 numaradaki fazlalıklardan birkaçını verip bir uzun yamayabilirler oraya da. Minnesota'nın hedefinin bu seneki draft olduğu gayet açık. Bu takasla aldıkları 5. sıra hakkı dışında 6., 15. ve 18. sıra hakları da ellerinde bulunuyor. Rubio'yu çok istediklerini biliyoruz, 2. sırayı almak için bu sıralardan ikisini feragat edececekler bu sebeple. 5 ve 6'yı verip 2'yi almak saçmalık olur ama 5 ve 18. sıra karşılığında 2. sırayı almak, gayet mantıklı bir hamle olabilir. Elde sadece 5 ve 6 da kalsa pek sorun değil. Evans, Curry, Harden üçlüsünden ikisi kapılır, 1-2 numaralar güzelce kapatılır. Love ve Jefferson gibi iki önemli değer de elde zaten. Önümüzdeki iki gün Minnesota açısından oldukça yoğun geçecek, bu belli. Bekleyelim, görelim derim...
TBL'den bir transfer bu da. Geçen sezonun en çok gelişim gösteren oyuncularından biri olan Evren Büker'i Galatasaray'ı kaptıran Oyak Renault, Bursa'da yetişmiş Ufuk Kaçar'ı kadroya eklemiş küme düşen Selçuk'tan. Yücel Platin'in biten sözleşmesi yenilenmişti, oyuncu transferleri de başlıyor ufaktan. Yanılmıyorsam yabancıların hepsi gidiyor yine, 3 yabancı alınacak her sezon olduğu gibi. Ufuk Kaçar'a kaptanlık da verilecekmiş ayrıca, yılların kaptanı Nedim Dal'ın elinden gidiyor pazuband, bir Bursalı olarak şikayetçi değilim tabii... Alınacak yabancılar önemli, zira yerli rotasyonu biraz zayıf kaldı gibi. Şimdilik bir şeyler söylemek için erken, kadro tamamen kurulunca yorum yapmak daha sağlıklı olacak...
Geçen sezon 10 milyon euro civarında bir bütçeyle yola çıkarken transfer edilen yabancılar duruyor yukarıda, resimde olmayan Andrija Zizic de var ayrıca. Strickland ve Zizic sezon bitmeden ayrıldılar. Gurovic için de sezon daha Ocak'ta bitti zaten, kendisinden 4-5 aydır haber alabilen yok benim bildiğim. Graves ve Milojevic en sağlam yabancılardı tartışmasız, onları da tutamamış Galatasaray. 3 milyon euro bütçe belirleyince gayet normal şeyler bunlar, ama bütçe niye 3 milyon euro diye de kızamıyorum, hatta bir Galatasaraylı olarak memnunum bu durumdan, bu yönetim anlayışıyla 3 milyon da harcansa 10 milyon da harcansa pek bir şey fark etmiyor zaten, ki göreceğiz bu sezon fark etmediğini de. Galatasaray, play-off yapacak; çeyrek veya yarı finalde elenecek. Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker gibi bütçe olarak çok daha güçlü takımlar var sana rakip olarak ve bu bütçeyi senden çok daha verimli kullanabiliyor bu takımlar, dolayısıyla senin ligde final oynamak için herhangi bir umudun, beklentin olmuyor. Yeri gelmişken belirtelim, Efes Pilsen'in yeni sezonda 20 milyon euro gibi bir rakam ayırması bekleniyor, Euroleague'de final-four için yeterli bir bütçe, eğer doğru kullanılabilirse. Galatasaray'a tekrar geri dönelim ve son olarak, Erdem Türetken ve Cüneyt Erden'le de yolların ayrıldığının haberini verelim...
Son transfer haberimiz, Real Madrid'den. Coach koltuğuna Ettore Messina'yı getiren Perez'li Madrid'de patlamaya başladı transfer bombaları. Futboldaki Kaka ve Cristiano Ronaldo transferlerin gölgesinde kalıyor basketbol şubesinde yapılanlar, ama gözden kaçmamalı kesinlikle. Geçen sezonu Sırbistan'ın Partizan takımında oldukça verimli geçiren ve aralarında Olympiakos, Panathinaikos gibi kulüplerin de bulunduğu birçok talibinin elinden kaptılar Velickovic'i. Perez başkan, sadece futbolda değil, basketbolda da Avrupa Şampiyonluğu'na niyetli görünüyor ve açıkçası, basketbolda istediğini parayla elde etmesi biraz daha kolay olabilir futbola göre. Zira, basketbolda bütçeler, futbola göre çok daha önemli bir yer kaplıyor. Coach olarak Messina'yı getirdikten sonra, eline vereceğin kaliteyle bir kadroyla arkana yaslanıp rahat rahat bekleyebilirsin mesajını verelim Perez'e, içi rahat olsun...22 Haziran 2009 Pazartesi
Milli Takım Aday Kadrosu
- Kerem Tunçeri, Ender Arslan, Engin Atsür, Kerem Gönlüm, Sinan Güler (Efes Pilsen)
- Ömer Onan, Oğuz Savaş, Ömer Aşık, Semih Erden (Fenerbahçe Ülker)
- Cemal Nalga, Evren Büker (Galatasaray Cafe Crown)
- Bekir Yarangüme (Türk Telekom)
- Cevher Özer (Beşiktaş Cola Turka)
- Barış Hersek (Darüşşaka Cooper Tires)
- Fatih Solak (Aliağa Petkim)
- Ersan İlyasova (Regal Barcelona)
- Hidayet Türkoğlu (Orlando Magic)
En Büyük 3. Lig ?
Kadro kaliteleri dedik yukarıda, takımlar sezon başında gerçekten önemli transferler yaptılar ancak kafaya oynayan takımlara şöyle bir bakarsak, bir önceki seneki kadrolarıyla karşılaştırdığımızda ileri doğru giden tek takımın Efes Pilsen olduğunu görürüz ki bu da bu bütçelerin ne kadar yanlış kullanıldığını gösterir. Neyse ligdeki rekabete bakarsak da doğrudan 2 takımın hegemonyasını görüyoruz. Çok uzatmayacağım ama şampiyonluk yarışında sezon başından beri Efes ve Fenerbahçe favori gösteriliyordu, sezon sona erdi, aralarına girmeye teşebbüs eden takım bile olmadı.E noldu, lig olarak mücadele seviyesinden de kaldık, geçiniz.
Tabi Efes Pilsen dışında diğer takımların da durumu çok farklı değil. Şöyle açıklayalım, ligimizin normal sezonunda en çok seyircisi olan takımı küme düşen Mutlu Akü Selçuk Üniversitesi.
Bütün rakamları buraya taşımak zor iş;Liglerin ortalama seyirci sayıları için şuraya, takımların ortalamaları için de buraya alalım.
20 Haziran 2009 Cumartesi
Yapma Telekom, Gitme Soner
Soner Şentürk'ün bu sene Darüşşafaka Cooper Tires'ta çıkardığı iyi sezonun ardından bir yerlere gideceği belliydi. Bu takımın Türk Telekom olmaması için çok dua ettim, ama aklıma gelen şey oldu maalesef. Geçen sezon Pınar Karşıyaka'da parlayan Barış Ermiş'i transfer edip, onu havla sallattırıp bench'i ısıttıran Telekom, bu sefer de aynı planları Soner için kurguluyor olsa gerek. El-Amin gitti, Tutku kalacak sanırım. Bari başka point guard almasalar da, Tutku'yu yedeklese diyorum en azından. Ama benim bildiğim -veya bizim bildiğimiz- Telekom rahat durmaz, gider bir tane de yabancı alır üstüne, sonra biz de bütün sezon "madem oynatmayacaktın, niye aldın?" diye sitem ederiz buradan Ankara kulübüne...
Ettore Messina
Üst üste 2 Euroleague şampiyonluğu kazandığı CSKA Moskova'dan, kulübün bütçeyi kısması sebebiyle ayrılan Messina, Florentino Perez'in Real Madrid'ine imzasını basmış. Tahmin etmek çok da zor değildi aslında. NBA olmazsa ve Avrupa'da herhangi bir takıma gidecek olursa, bu takımın adının Real Madrid olacağı, Perez'in gelişi sonrası iyiden iyiye tahmin edilebilir bir hal almıştı. Perez'in parayı dökmesinin yanında insanları etki altına alma konusununda da becerikli biri olduğunu düşünüyorum. Zira bu kadar üst noktadaki insanları getirmek sadece parayla açıklanabilecek bir olay değil. Uzun saçı ve uzun boyuyla Rijkaard'la arasında bir bağ kuran Haldun Üstünel'in biraz da parası olsa böyle bir tip ortaya çıkardı sanırım. Ayhan Kalyoncu
Kendisinin antisi falan değilim kesinlikle, her ne kadar kötü bir coach olduğunu düşünsem de saygı duyarım, ki öyle de olması gerekiyor zaten. Hakan Demir'in gelişiyle birlikte ayrıldı Pınar Karşıyaka'dan. Açıklama yapmış bununla ilgili. Genelde bu şekilde takımdan gönderilen coachlar veya antrenörler yönetime ve kulübe ateş püskürürler, en iyi ihtimalle kırıldım vs. derler. Kalyoncu, bunların aksine olgunlukla karşılamış kararı ama açıklamanın diğer kısmı daha fazla ilgimi çekti benim.Seimone Augustus
WNBA'yi fazla takip etmem ama geçen yaz Seimone Augustus transferi sonra biraz ilgim arttı, bu sene de yaz vakti eve tıkılıp kalınca, geceleri NBA TV'nin verdiği maçları izler oldum. Augustus'un takımı olan Minnesota Lynx'in sezondaki ilk 2 maçı da verildi televizyondan, ikisini de izleyebildim ve çok çok iyi bir basketbol izledim Augustus önderliğinde. Sezona da 4-1 ile konferansın ilk sırasına yerleşerek başladılar, ki Minnesota vasat bir takımdır, şampiyonluk iddiası pek olmaz. Seimone Augustus, 24 sayı ortalamayla oynuyordu ve MVP yarışında ilk hafta en önde gözüküyordü. Maalesef, geçtiğimiz gece oynanan maçta yan çarpraz bağları koptu ve sezonu kapattı. Minnesota Lynx, muhtemelen play-off yapamayacak. Daha da kötüsü, sakatlık yaklaşık 5 aylık bir tedavi süreci gerektiriyor. Yani, Kasım-Aralık civarı düzelecek; devre arasına kadar da formunu ancak bulacak. Galatasaray'ı da zor günler bekliyor, aynı Minnesota gibi. Geçmiş olsun WNBA'in Kobe'si...
18 Haziran 2009 Perşembe
Fotolarda Efes Pilsen
Fotoğraflar: Nobetcigolcu.blogspot.com
16 Haziran 2009 Salı
110 Lira

